• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/egitimimecesi/
Meltem Kaynaş Kazezyılmaz
meltem68kaynas@gmail.com
Sevgiye rağbet olsa, kâinata nur yağardı!
02/09/2014
 egitimimecesi.com
 
 
 
   Merak, insanoğlunun en temel duygularından biridir. İlerlemenin, keşfetmenin de temel dürtüsüdür. Ama ne hikmetse, “basit” görünen temel meselelerde değil de, boyumuzu aşan konularda; çözümü olmayan soruların yanıtını aramak, daha çok ilgimizi çeker.
 
   Ölümden sonraki hayat hakkında düşünmeyenimiz yoktur. “Nereye gideceğiz, nasıl bir yer, orada o var mı, bu var mı...?” Cevabını ölmeden önce tam olarak bilme şansımızın olmadığı yığınla soru üretirken; asıl önemli olanın şu an olduğunu, ölmediğimize göre hâlâ düzelmek için şansımızın bulunduğunu dikkate almayız.
 
   Bu yazı ile dikkatinizi, çok basit gibi görünen ama, yaratılışın özünü teşkil ettiğine inandığım bir konuya çekmek istiyorum. Meselemiz: “Sevgi”.
 
   Sevgi denildiğinde, herkesin kendine göre söyleyecek bir iki sözü vardır mutlaka. Çok klişe gibi duran, dilimizden düşürmediğimiz “sevgi” sözcüğünü, hiç enine boyuna düşündünüz mü? Kaçımızın hayatında gerçek anlamda "sevgi kırıntısı" mevcut? Kırıntı diyorum, çünkü gerçekten kırıntısını dahi yaşamıyor, sadece “yaşıyormuş gibi” yapıyoruz.
 
   Yüce Yaradan’ nın ilk emrini "oku" diye biliriz ya... Bu emrin verildiği surenin adı Alak'tır hani... "Alak", bir anlamı ile sevgi, ilgi alaka demek. Şimdi sesli, pardon yazılı, düşünüyorum; Yaratıcı’nın ilk emri yoksa "sev" midir diye!?
 
   Okumanın pek çok anlamı olabilir. Okuyup ilim-irfan sahibi olmak, kitap okumak, Kur’ an okumak... Ama hepsinin sonucu aynı noktaya varıyor: ‘İnsan’ı okumak! Zira insan da bir kitaptır, okunması bir “ömürcük” süren…
 
   İnsanı okumaya kalkan, önce “kendi kitabını” okuyarak başlamalı işe… Sevmediğin “kitabı” nasıl okursun?
 
Geldik mi yine sevgiye!
 
Eğri oturup, doğru konuşalım. Sevgi denildiğinde, süslü cümleler kurmamıza, sanki hayatımıza geçirmişiz gibi atıp tutmamıza karşın; aslında yaşadığımız; basit beğenilerin ve ego tatmininin ötesine geçemeyen bir durumudur bence.
 
Yalan mı?
 
“Sevdiğiniz” kişi tarafından reddedildiniz, onun için yaptığınız fedakârlıkları fark etmiyor; size, hak ettiğinizi düşündüğünüz değeri vermiyor...
 
Ne oldu? Biraz üzüldük galiba?
 
Üstelik gitti başkasına ilgi gösterdi!
 
Biraz da sinirlendik mi ne?
 
Hatta o başkasını "yok etmek" mi istiyoruz içten içe?
 
Niye? Yoksa beklentimiz mi vardı?
 
“E, tabi!" dediğinizi mi duydum?
 
Ne beklemiştik?
 
İlgimize karşılık vermesini, belki süslü cümleler sarf edip egomuzu cilalamasını, belki de hediyeler vermesini...
 
Yapmazsa? Kötü!
 
İstediğimiz şablona uymadığı sürece sevgi mevgi yok! Uyarsa var... Öyle mi?
 
Beklentinin olduğu yerde  “sevgi”den söz etmek doğru mu?
 
Japon düşünür Toyotome, sevgi türleri adlı makalesinde, sevgiyi üçe ayırmış:
 
Eğer, çünkü ve rağmen sevgisi.
 
Eğer, beni seversen…
 
Eğer, bana hediyeler alırsan...

Eğer, istediğim gibi biri olursan…seni severim!
 
Ya da;
 
Seni seviyorum çünkü;
 
Güzelsin,
 
Zenginsin,
 
Pahalı hediyeler alıyorsun,
 
Beni seviyorsun...
 
Liste uzar gider! Bu liste devam ettiği sürece sevgi var, etmezse…? Geçmiş olsun! İşin içine “eğer ve çünkü giriyorsa, ona ‘sevgi’ demek zaten mümkün değil! Sorun bakalım kendinize; sizin "sevginiz" de böyle bir sevgi mi diye?
 
   Hatta bir adım daha ileri gideceğim, Toyotome’nin affına sığınarak; “rağmen” sevgisini de "gerçek sevgi" olarak görmemeliyiz belki de… “Rağmen” demek, kusur görmek demek... “Kusurlarına rağmen" sevmek...!
 
Tabi, keşke her aşamayı geçsek de, tek işimiz “rağmen sevgisini” aşmaya kalsa!
 
   Karşılıksız sevgiyi bilmiyoruz, rağbet de etmiyoruz. Sevgiye rağbet olsa, kâinata nur yağardı eminim! Çünkü insanoğlunun kurtuluş “anahtarı”nın, karşılıksız sevgi “atomları” ile inşa olacağına inanıyorum.
 
   Yaradılışımızda var olmasına rağmen, “insanlaşma” sürecinde, ben de dahil, hemen hemen hepimizin kaybettiği karşılıksız sevgiyi ne kadar erken hatırlar ve  yaşamaya niyetlenirsek, o kadar hızlı kurtuluş başlar diye düşünüyorum.
 
   Nereden başlayacağız derseniz; “can bedenden çıkmadan”, “kin bedenden çıkmalı” ki, karşılıksız sevgiye yer açılsın. Yoksa; doluyu neyle doldurasın?
 
 
Meltem Kaynaş 
 


291 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Helâk Olmaya Doğru - 24/02/2015
Helâk Olmaya Doğru
Yalan Söylemenin Dayanılmaz Ağırlığı - 21/02/2015
Yalan Söylemenin Dayanılmaz Ağırlığı
Bana Krizini Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim! - 15/12/2014
Bana Krizini Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim!
DOĞANIN SESİNİ DUYAN VAR MI? - 22/10/2014
DOĞANIN SESİNİ DUYAN VAR MI?
İNSAN ÜÇGENİ: Okumak, Anlamak ve Bilmek - 21/09/2014
egitimimecesi.com - İNSAN ÜÇGENİ: Okumak, Anlamak ve Bilmek
Ey insanoğlu insan, DÜŞÜN - 06/09/2014
Farzet ki; zamanın geldi ve dönüşü olmayan yola girmek üzeresin…
Virüsünü tanı, “kâhin” ol! - 09/06/2014
Hayata dair, herkesin kuracak birkaç cümlesi vardır. Kimimiz güzelliklerinden, kimimiz ise zorluklarından söz eder dururuz. Nereden bakarsak bakalım; ne sürekli rahatlık, ne de sürekli zorluk sunulur insana...
Zalimler Topluluğu - 08/06/2014
egitimimecesi.com - Ey bu yazıyı okuyan ZALİM! “Ben zalim değilim”deyip kendini kandırma sakın! Kim demiş zalim olmadığını? Hepimiz, hem de hepimiz zalimiz!
Soma... - 14/05/2014
Ey gözünden hüzün eksik olmayan, ak yüzlü İNSAN!
 Devamı